Prof. Dr. Mustafa Benekli

TIBBİ ONKOLOJİ ve İÇ HASTALIKLARI UZMANI

BÖBREK HÜCRELİ KANSERLER

Prof. Dr. Mustafa Benekli


Giriş

Böbrek kanserleri aslında nadir kanserlerdir. Tüm kanserlerin %3 kadarını oluştururlar. Ülkemizdeki sıklığı yılda erkeklerde 6,3/100.000 yeni hasta ile 8. sırada iken kadınlarda 3,5/100.000 hasta ile 13. sırada yer almaktadır. Bu durumda Türkiye’de yılda 4.500 civarında yeni hasta beklenmektedir.


Böbrek kanserlerinin sıklığı giderek artmaktadır. Bunun başlıca nedeni hekime daha sık başvurma ve teşhisteki gelişmeler ile erken evredeki 7 cm altındaki küçük tümörlerin daha belirti vermeden tespit edilmesidir. İleri yaş hastalığıdır ve en sık 65 yaş civarında görülür. Erken yakalandığı zaman küçük tümörlerde cerrahi ile tam şifa elde edilebilirken, hastaların yaklaşık %35-40'ının ileri evrelerde olması nedeniyle palyatif tedavilere başvurulmaktadır. İleri evrede genellikle akciğerlere ve kemiklere metastaz yaparlar ve bu aşamada tedavileri biraz daha güçleşmektedir.


Böbrek kanserleri böbreğin farklı yerlerinden gelişebilir. Bu nedenle patolojik olarak birkaç farklı alt tipi ayrılmaktadır. Diğer tipler arasında en sık görülen alttipi "şeffaf" hücreli böbrek kanseridir (%75). Diğer sık görülen tipler arasında papiller tip, kromofob, onkositom ve toplayıcı kanal böbrek tümörleri sayılabilir.




Risk Faktörleri


Bazı faktörler böbrek kanseri riskini artırmaktadır. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar ışığında sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı, şişmanlık, uzun süreli ağrı kesici kullanımı, kistik böbrek hastalığı ve birtakım genetik geçişli hastalıklar risk faktörleri olarak ortaya konmuştur.


Böbrek kanserleri tek tip kanserler olmayıp böbrekte ilk ortaya çıktığı yere göre birtakım farklılıklar arzederler. En sık görülen türü proksimal tübül epitel hücrelerinden köken alan şeffaf hücreli tipidir ve yaklaşık %80 oranında görülürler. Genetik olaylar özellikle şeffaf hücreli tipte önemli rol oynarlar. Hastalarda tümör baskılayıcı von Hippel Lindau (VHL) geninin tespit edilmesi tedavisinde çığır açmıştır. Bu tür böbrek kanserli hastaların %90'ında VHL geninde mutasyon tespit edilmiştir. Bu mutasyon sonunda tümör baskılayıcı VHL geni susturulur, hipoksi ile indüklenen faktör (HIF) birikir ve böbrek tümörleri ortaya çıkar.


Belirtiler


Böbrek tümörleri genellikle büyük kitle haline gelmeden belirti vermezler. Eskiden böbrek kanserleri için klasik üçlü olarak bilinen böğür ağrısı, idrarda kanama ve karında ele gelen kitle karşımıza daha az sıklıkla çıkmaktadır. Hastaların büyük çoğunluğu başka nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi gibi tetkikler sırasında tesadüfen tespit edilmekte ve teşhis edilmektedirler. Diğer belirtiler daha nadir olmakla birlikte ateş, kilo kaybı, anemiye bağlı halsizlik, veya yaygın hastalıkta hastalığın tutulduğu yere bağlı örneğin kemik metastazlarında kemik ağrısı, akciğer metastazlarında öksürük gibi şikayetlerle gelebilirler.


Teşhis için en sık kontrastlı tomografi (BT) ve ultrasonografi kullanılmaktadır. Karın bölgesinin manyetik rezonans (MR) ile görüntülemesi veya PET-BT diğer yöntemlerdir.


Tedavi


Erken evre kanserlerde kesin tedavi cerrahidir. Böbrek tümörü cerrahisinde çok ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. Eskiden böbreğin açık ameliyatla tamamen alınması standart tedavi iken artık günümüzde laparoskopi veya robotik cerrahi rutin olarak uygulanmaktadır. Özellikle küçük boyutlu tümörlerde böbreğin tamamının alınması gerekmeyebilir. Böbrek koruyucu cerrahi yapılan hastalarda sonuçlar radikal nefrektomi ile böbreğin total çıkarıldığı hastalarla hemen hemen aynıdır. Çok büyük olmayan tümörlerde sadece kitlenin etrafında temiz bir alan bırakarak çıkarılması durumunda böbreği korumak mümkündür. Metastatik böbrek kanserlerinde de tümörlü böbreğin çıkarılması hastanın yaşamına ciddi katkı sağlamaktadır.


Son zamanlarda metastatik böbrek hücreli kanserlerin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanmaktadır. İleri evre hastalıkta akıllı molekül ilaçlar (tirozin kinaz inhibitörleri) denen ajanlar sayesinde uzun dönem yaşam süreleri sağlanması mümkün hale gelmiştir. Tirozin kinaz inhibitörleri (sunitinib, pazopanib, sorafenib ve aksitinib) aynı zamanda tümör damarlanmasını, yeni damar oluşumunu da bozarak tümörün büyümesini ve daha çok yayılmasını engellerler. Genellikle tümör boyutunda küçülme olmaksızın büyümesini engelleyerek etkilerini gösterirler. Bazı durumlarda çok sık olmamakla beraber tümörde gerileme sağlanabilmektedir. Belli bir süre sonunda bu ilaçlara karşı bir direnç gelişmekte ve artık etkisiz hale gelmektedirler. Bu durumda ikinci ve üçüncü basamakta mTOR inhibitörleri devreye girer. Aksitinib adı verilen diğer bir tirozin kinaz inhibitörü ilaç da ülkemizde ikinci basamak ve sonrasında onaylıdır.


 


Dünyada kanser tedavisinde immünoonkoloji altın çağını yaşamaktadır. Böbrek tümörleri de bundan nasibini almıştır. Böbrek tümörlerinde anti-PD-1 ajanlar immün sistem üzerinden etki ederler. Avrupa ve Amerika'da artık ikinci basamak tedavide standart olarak kullanılmaktadırlar (nivolumab, pembrolizumab). Bu ilaçların ülkemizde ruhsatları ve geri ödemesi henüz olmadığından hastaların ulaşması kolay değildir.




Metni PDF formatında indirmek için tıklayın.



BLOG sayfamı takip edebilirsiniz


https://profdrmustafabenekli.blogspot.com.tr
Desktop Site